Pembe elbiseli kadının fermuar yardım isteğiyle başlayan o sahne, havayı bir anda değiştirdi. Beyaz gömlekli kadının yüzündeki o donuk ifade, sanki bir fırtınanın habercisiydi. Köpükler arasındaki o tuhaf sessizlik ve dokunuşlar, (Dublajlı) Aşkın Zaman Farkı izlerken tüylerimi diken diken etti. Sanki biri diğerinin ruhunu okuyormuş gibi...
Şimşek çaktığında yatağında kıvranan kadının çığlıkları, çocukluk travmalarını su yüzüne çıkardı. O geriye dönüş sahneleri o kadar gerçekçiydi ki, sanki ben de o odadaydım. Ailesinin soğukluğu ve 'aile itibarı' diye bağırışları, insanın içini acıtıyor. Bu dizide her şeyin bir bedeli var gibi.
Yatakta yan yana duran ama aslında kilometrelerce uzakta olan iki kadın... Biri geçmişin hayaletleriyle boğuşurken, diğeri sadece izliyor. O 'dokunma bana' sahnesi, aralarındaki görünmez duvarı yıktı. (Dublajlı) Aşkın Zaman Farkı'nın en vurucu anı bence buydu. Sessizlik bazen en büyük çığlıktır.
Küçük kızın 'beni kaçırdılar' diye ağlarken, annesinin 'aile itibarı' diye bağırması... Bu sahne, aile içi şiddetin en acımasız yüzünü gösterdi. Babanın 'vurun şuna!' emri, izleyiciyi dondurdu. Bu dizi, sadece aşk değil, yaralı ruhların hikayesini anlatıyor. Çok ağır ama çok gerçek.
Banyo sahnesi sadece bir temizlik değil, bir arınma ritüeli gibiydi. Köpükler, kadının üzerindeki geçmişin kirlerini temizlemeye çalışıyordu. Beyaz gömlekli kadının her hareketi, sanki bir dans gibi akıcıydı. (Dublajlı) Aşkın Zaman Farkı, bu tür detaylarla izleyiciyi büyülüyor. Görsel bir şiir gibi.