Yaşlı adamın o genç delikanlıya bakışındaki o minnet ve gurur karışımı duygu paha biçilemez. Valizi taşıyan genç adamın omuzlarındaki yük sadece eşyalar değil, aynı zamanda ailesinin umutları. Bu sahneler izlerken insanın içini ısıtan ama boğazını düğümleyen o garip hissi yaşıyorsunuz. Gerçek hayatın ta kendisi.
Ailenin el ele yürüdüğü o ilk sahneler o kadar samimi ki, sanki kendi anılarınızı izliyorsunuz. Kız çocuğunun masum gülüşü, annesinin şefkatli bakışı... Ama arka plandaki o büyük dönme dolap sanki zamanın ne kadar hızlı geçtiğinin bir sembolü gibi. Bu kısa mutluluk anlarının kıymetini bilmek lazım.
Yeşilin her tonunun hakim olduğu o köy evleri ve tarlalar, şehrin beton yığınlarından ne kadar da farklı. Yaşlı çiftçinin ellerindeki nasırlar, yılların emeğini anlatıyor. Genç adamın o ortama uyum sağlamaya çalışırken yaşadığı o sessiz mücadele, (Dublajlı) Dağılmayan Sis, Giden İnsan filmindeki karakterlerin arayışını andırıyor.
Bazen en zor vedalar, hiç konuşmadan yapılanlardır. Yaşlı adamın genç adamın omzuna dokunuşu, kelimelerin bittiği yerde başlıyor. O valizi çekip giderken arkasında bıraktığı her şey, aslında yeni bir hayatın habercisi. Bu sessizlik o kadar gürültülü ki, izleyenin kalbine işliyor.
Genç ve yaşlı karakter arasındaki o diyaloglar, aslında iki farklı neslin birbirine nasıl bağlandığını gösteriyor. Biri tecrübe ve sabır, diğeri enerji ve umut taşıyor. Aralarındaki o saygı ve sevgi bağı, en zor koşullarda bile insanı ayakta tutan şey. Bu tür ilişkiler her zaman ilham verici.