Kıyamet Kehaneti izlerken en çok dikkatimi çeken şey, o küçük çocuğun gözlerinin aniden parlamasıydı. Sanki evrenin tüm sırlarını o an çözmüş gibi bir ifade vardı yüzünde. Yetişkinlerin panik içinde birbirine bağırmasıyla tezat oluşturan bu sakinlik, filmin en vurucu anlarından biriydi. Çocuk masumiyeti ile kozmik güç arasındaki bağ inanılmaz işlenmiş.
O dar ve karanlık mağaradan kaçış sahnesi nefesimi kesti. Herkesin yüzündeki çaresizlik ve korku o kadar gerçekti ki, sanki ben de onlarla birlikte o taşların üzerinde sürükleniyordum. Kıyamet Kehaneti bu tür aksiyon sahnelerinde izleyiciyi içine çekmeyi başarıyor. Işığın sonunda belirmesi umut verdi ama gerilim hiç düşmedi.
Şapkalı yaşlı adamın, yani dedektif figürünün o şaşkın ve çaresiz ifadesi komik ama bir o kadar da düşündürücüydü. Her şeyi çözebileceğini sanarken, kozmik bir olayın karşısında ne yapacağını bilememesi insanı güldürdü. Kıyamet Kehaneti karakterlerin bu zayıf anlarını göstermekten çekinmemiş, bu da onları daha insani kılıyor.
Kirlenmiş elbiselerine rağmen kızını sıkıca tutan anne figürü, filmin kalbini oluşturuyor. O küçük kızın korku dolu gözleri ve annesine sığınışı, tüm o uzay ve büyü efektlerinin arasında en gerçekçi duygu anıydı. Kıyamet Kehaneti aile bağlarını bu kadar ön plana çıkararak izleyicinin empati kurmasını sağlıyor. Annenin koruyucu tavrı takdire şayan.
Çocuğun etrafında beliren o devasa ışık figürleri, filmin görsel şölenini zirveye taşıdı. Sanki antik bir efsane canlanmış gibi duruyorlardı. Özellikle o uzun sakallı, gözleri parlayan figürün ortaya çıkışı tüyler ürperticiydi. Kıyamet Kehaneti görsel efektlerde bütçeyi sonuna kadar kullanmış, bu sahneler sinema kalitesindeydi.